Asla Asla Deme!

Ben uzun yola asla çıkmazdım. Eymir çoook uzaktı. Vadi yolundan git gel 40 kilometreyi buluyordu. Oran'dan gitsem? Mümmmkünnn değil. O kadar dik yokuşu kim çıkar? Boru o değil, Cinnah'tan bahsediyoruz. Orayı tırman, sonra bir daha tırman, sonra TRT'ye gel, TRT'den aşağı sal, salışın bir de çıkışı var elbet.... Asla, asla, olmaz....

Çanakkale’ye pedallayanlar, Japonya’ya gidenler, dünyayı gezenler duymuştum. Ama ben asla o kadar yapamazdım. Kendimi biliyordum çünkü. Üstelik ah sigara… Sigara da içiyordum ben. Sigarayı bırakmayı tercih edeceğime uzun yola çıkmayı gözden çıkarıyordum. Bir gün katılmaya karar verdim, daha kararı verirken bacaklarım titriyordu. Sonra? Ne olacak? Tereyağının üzerinde gidiyormuşum gibi gittim ve geldim. Vayy be… 40 kilometre ha…. Göğsüm kabardı. Bu kadar kolaymış. Benim sorunum kendini bilmemekmiş.

Düzenli olarak şehirlerarası yol yapan çok değerli bir bisikletçi arkadaşım ile konuştum ve uzun yol denemek istediğimi söyledim. İlk söyleyişimin arkasından günler, haftalar ve aylar birbirini kovaladı. İstediğimi söylediğim halde, bir türlü arayıp hadi diyemedim. Ona da Abi, ben korkuyorum hala dedim. Nihayet bisiklete düzgün binmeye başladığımdan üç yıl kadar sonra bir günde Ankara-Temelli arasında yol yaptım onunla daha geçen hafta. Bir de Alagöz’e döndük soldan. Bir karargah varmış orada. Sakarya Meydan Muharebesi oradan yönetilmiş. Bayramdı, kapalıydı Karargah. Göremedik ama çok hoş bir yolda bisiklet sürmek nasip oldu. Ay çekirdeği tarlaları, ağaçlar, yeşillikler arasından kıvrıla kıvrıla gittik, toplam 8 kilometrelik bir yoldu ya kıvrılmak ve yükselmekten bir de Alagöz’de cami avlusunda sulanıp, "bize sunulan meyve ağaçlarından hak ettiğimizi almak"tan dolayı uzun sürdü Alagöz yolculuğu. İniş pek keyifliydi. Sonra Harika bir kavuncu bir kavun ısmarladı bize, muhabbet ettik, dinlendik ve tekrar yola koyulduk. Abi’m yol boyunca sağolsun deneyimlerini paylaştı benimle, sürüşümle güvenliğimle ilgili önerilerde bulundu. Bir hafta sonra tek başıma Bilkent’e gittim. Kütüphane’ye. Ben uzun yolun allahını yaparmışım. Bir madde hakkında işte tam olarak bu şekilde uzlaştım. Asla yapamam, belki büyük ihtimal Temelli’den otobüsle döneriz dediğim yol, iki katından daha fazlasına uzadı. Bir sayaç alsaydım keşke diyordum. Ölçeceğim ya “başarımı”!. Şimdi diyorum ki ne hacet sayaca. Kendinden memnun olacak, bir sınırını da ortadan kaldıracak, tatlı tatlı yorulacak, bildiğim sınırlarımın sınırlarım olmadığını anlayacak kadar kilometreydi işte. O hafta Perşembe Akşamı turu beni kesmedi. Daha daha daha pedallamak istiyorum.

Sağa sola bakmak, arkayı kontrol etmek, trafikte kendine güvenmek ama güvenmemek de, denge, bütünleşme, dikkat, konsantrasyon, önce kendine sonra karşındakine saygı, yol durumları, hava durumları ve giyim, düşünce gerçekten kalkmak (hava atmadan, kendini küçük düşmüş hissetmeden, zararı gerçekçi bir şekilde tespit etmek vb.), yokuşlarda yorulunca yürümenin beceriksizlik değil, zekice olduğunu öğrenmek, bisikletin bakımını yapmak, onu temizlemek, sevmek kendini, başkalarını, bisikleti ve her şeyi… Daha nice nice teknik, ruhsal, duygusal ve düşünsel, fiziksel deneyimler. İşte bisikletim bana bunları veriyor ve ben sadece akşam sıkışık trafikte sorunsuz istediğim yere, rüzgar bedenimi sararken saçlarım uçuşarak ulaşabildiğim için değil, anlattığım şeyler sayesinde kendimi kendime bağlayan şeylerden kurtulabildiğim için kendimi her geçen gün daha özgür hissediyorum.

Ve biliyordum. Bu hala sadece bir başlangıç. Hayat yolculuğum uzadıkça bu yaşadıklarım azalacak. Aynı dere tepe ve bir arpa boyu yol meselesi.

Yorumlar