Yıllar önceydi. Biri 5 diğeri 7 yaşlarında iki oğlumu da alıp Yenimahalle’ye gittim. Oğlanlar, her küçük oğlan gibi bisiklet istiyorlardı. Bir anne olarak ne yapabilirsiniz ki? Bu baskıya dayanmak mümkün müydü? Hele bir de, oradayken anlamıştım bunu, asıl amacım kendime bisiklet almak idiyse… Böylece bilgisayara yapışıp “iyi” bir bisikletçi aradım ve yola koyulduk. Param yoktu. Birkaç altın vardı cebimde. Kara günler için malum… Ama içimde bir heyecan, bir heyecan kıpır kıpır, zaten para yok deyip bir de taksiye atladık. Ayrancı’dan…
Vardığımızda Sadun Abi’nin, ki adının bu olduğunu yıllar sonra bisikletçi arkadaşlarımdan öğrenecektim, birçok müşterisi vardı. Yenimahalle'nin çok sevdiğim iki katlı minik bahçeli bir evinin alt katı dükkan, üst katı eviydi. Beklemeye, bu arada bakınmaya başladık. Hemen hemen seçimimizi yapmıştık, asıl amacım beni bir rüya alemine çekip çocukları unutmama neden oldu. Ben de alsa mıydım acaba kendime bir tane? Ne kadardı ki? Cebimdeki para buna yetecek miydi? Altınla ödeme yapmak olur muydu? Bozdurup gelseydim keşke. Hem alsam binebilecek miydim? Değil mi ya iki çocuklu kocaman kadın bisiklete biner miydi hiç? Hem kadın, hem iki çocuklu… Yok canım olmazdı. Amaaaan! Ben ne zaman başkalarının düşüncelerine taktım ki! Alayım tabii. Yok, yok almayayım. Düşünceler içinde boğuluyordum ama o kıpırtıyı da bir türlü durduramıyordum. Güneş battı. Karanlık oldu. Zaten saat akşam altı gibi çıkmıştık. Güzel bir yaz günü müydü ne? Hava sıcaktı her halükarda. Oğlanlar bisikleti seçmişler, deneme turu atıyorlar. Dayanamadım, gözüme kestirdiğim kırmızı lady bisikleti aldım, ben de bir tur atayım dedim. O tur, tur olarak kalmadı tabi. İlerleyen dakikalarda bir pazarlık süreci, işte ben de nakit yok, bununla ödeme yapsam olur mu soruları, Sadun Abi'nin avcuna eski zamanlardaki gibi para kesesinden altın saymalar... İki çocuk, 3 bisiklet ve Ayrancı istikameti olgularının birden aklımda kesişmesi ve o tatlı bahar akşamında zihnimde bir şimşek: Eee, biz nasıl döneceğiz şimdi eve? Sadun Abi imdada yetişti: "Ben götüreyim sizi"
On yedi kiloluk, kırmızı kadrolu Lady Bisikletim, bugün benim kendi yolumda verdiğim en iyi kararlardan biri oldu. İlk göz ağrım… Kendi yolum diyorum, çünkü bisiklet sürmeye başlamak aslında var olmadığını sandığım birçok korkumla beni yüzleştirdi. Trafik korkusu, eyvah biri bir laf edecek korkusu bir yana bisikletimle bütünleştiğim günleri hatırlıyorum, yaklaşık ki yıl kadar sonraydı. İğreti oturup, kasılarak sürdüğüm o günlerden bugün hop atlayıp, hop şehir içi hop şehir dışı sürdüğüm bugünlere. Ne güvensizlikler, ne yargılar, ne korkular, ne kibirler… Hepsi kırıldı çatır çatır bu duvarların. Kendimi sadece bisiklete binerken değil her zaman daha özgür hissetmeye başladım. O yüzden derim hep, yaptığım kilometre değil, aldığım duygu ve edindiğim deneyimlerdir benim yolum. Kilometrenin k'siyle ilgilenmiyorum....
Vardığımızda Sadun Abi’nin, ki adının bu olduğunu yıllar sonra bisikletçi arkadaşlarımdan öğrenecektim, birçok müşterisi vardı. Yenimahalle'nin çok sevdiğim iki katlı minik bahçeli bir evinin alt katı dükkan, üst katı eviydi. Beklemeye, bu arada bakınmaya başladık. Hemen hemen seçimimizi yapmıştık, asıl amacım beni bir rüya alemine çekip çocukları unutmama neden oldu. Ben de alsa mıydım acaba kendime bir tane? Ne kadardı ki? Cebimdeki para buna yetecek miydi? Altınla ödeme yapmak olur muydu? Bozdurup gelseydim keşke. Hem alsam binebilecek miydim? Değil mi ya iki çocuklu kocaman kadın bisiklete biner miydi hiç? Hem kadın, hem iki çocuklu… Yok canım olmazdı. Amaaaan! Ben ne zaman başkalarının düşüncelerine taktım ki! Alayım tabii. Yok, yok almayayım. Düşünceler içinde boğuluyordum ama o kıpırtıyı da bir türlü durduramıyordum. Güneş battı. Karanlık oldu. Zaten saat akşam altı gibi çıkmıştık. Güzel bir yaz günü müydü ne? Hava sıcaktı her halükarda. Oğlanlar bisikleti seçmişler, deneme turu atıyorlar. Dayanamadım, gözüme kestirdiğim kırmızı lady bisikleti aldım, ben de bir tur atayım dedim. O tur, tur olarak kalmadı tabi. İlerleyen dakikalarda bir pazarlık süreci, işte ben de nakit yok, bununla ödeme yapsam olur mu soruları, Sadun Abi'nin avcuna eski zamanlardaki gibi para kesesinden altın saymalar... İki çocuk, 3 bisiklet ve Ayrancı istikameti olgularının birden aklımda kesişmesi ve o tatlı bahar akşamında zihnimde bir şimşek: Eee, biz nasıl döneceğiz şimdi eve? Sadun Abi imdada yetişti: "Ben götüreyim sizi"
On yedi kiloluk, kırmızı kadrolu Lady Bisikletim, bugün benim kendi yolumda verdiğim en iyi kararlardan biri oldu. İlk göz ağrım… Kendi yolum diyorum, çünkü bisiklet sürmeye başlamak aslında var olmadığını sandığım birçok korkumla beni yüzleştirdi. Trafik korkusu, eyvah biri bir laf edecek korkusu bir yana bisikletimle bütünleştiğim günleri hatırlıyorum, yaklaşık ki yıl kadar sonraydı. İğreti oturup, kasılarak sürdüğüm o günlerden bugün hop atlayıp, hop şehir içi hop şehir dışı sürdüğüm bugünlere. Ne güvensizlikler, ne yargılar, ne korkular, ne kibirler… Hepsi kırıldı çatır çatır bu duvarların. Kendimi sadece bisiklete binerken değil her zaman daha özgür hissetmeye başladım. O yüzden derim hep, yaptığım kilometre değil, aldığım duygu ve edindiğim deneyimlerdir benim yolum. Kilometrenin k'siyle ilgilenmiyorum....
Yorumlar
Yorum Gönder