İlk trafiğe çıkarken arkadaşımdan eşlik etmesini istemiştim. Onun bir motoru vardı. Motorla bana Ayrancı’dan Kızılay’a eşlik ediyordu. O olmazsa gidemiyordum. Kıyafetlerim hep kadınlığımı kapatacak kıyafetlerdi. Pantolon, bol üstler. Mahalleden çıkarken apar topar çıkıyordum. Millet ayıplamasın diye. Bir şey söyleyen olunca da “Ha, evet diyordum, ne var sanki! Biniyorum işte”. Nezaketim el vermediği için bir ‘sana ne’si eksik kalıyordu. Be kadın, hem utanıyorsun hem sataşıyorsun. Ya utanma ya da sataşma…. Ama yiğitliğe de bir şey sürdürtmemek lazım geliyordu. Öyle düşünüyordum. O zamanlar bunun kibir olduğunu anlamıyordum doğrusu. Hele uzun yol…. Aman nasıl yapardım ben uzun yolu!!! Dehşet!!! Ayaklarım basmazdı ki! Nefesim de yetmezdi zaten. Mümkün değildi böyle bir şey. Daha Atatürk Bulvarı’nı bile çıkamıyordum. Kan ter içinde kalıyordum. Tipim müsait, kıpkırmızı bir domates surat, bilmem nerelerimden şıpır şıpır akan ter, gözlerime akar, yakardı bazen. Hele Eymir’e mi? Ohooo! Orası çooook uzaktı.
Bir gün arkadaşım gelemedi. Yalnız kaldım. Bisiklete de binmek istiyorum. Hay Allah! Nasıl olacaktı? Ara sokaklardan, parklardan, kaldırımlardan geçerdim. İnsanları rahatsız etmezdim, yavaş kullanırdım, giderdim. Sonra o ne? Bir ara kaldırımdan inmem gerekmedi mi! Yoldaydım işte. Aaa! Bir baktım gelmişim bir Perşembe akşamı Güvenpark’a.
Sonra sonra bir gün bir iklim eylemine katıldım: "350" (Bilmeyenler için: Havadaki karbon parçacıklarının en fazla 350 birim olması lazım. Daha yükseği önce sağlığı sonra da iklimi etkiliyor). Hazırlıklar sırasında konuşmacı aradık bulamadık. Sen oku bildiriyi dediler. Olur dedim. Ama eylem adı üstünde. Şen şakrak, eğlenceli, tiyatrolu, bol faaliyetli. Gel de pantolonla, bol gömlekle git. Güzel bir şey giymek lazım. Dolapta iki güzel şeyim var. Askılı uzun bir elbise, kırmızılı, yeşilli, alalı bulalı, beyaz; bir de beyaz pantolon kolsuz gömlek takımı. Pantolonun paçaları uzun, tekere takılabilir. Şort? Yok olmaz. Beğenmedim. Şık değil yeterince. Ne yani şimdi elbise giyip tek başıma yine mahalleden tren istasyonunun oraya kadar mı gideceğim? Yok, olmaz. Elbise açılır maçılır, yırtılır, frikik durumları… Bir de Bildiri sunacağım. Kesinlikle olmaz. Bir hafta boyunca ara ara düşündüm. O mu, bu mu, şu mu? Pantolon takımına karar verdim bir gece önce. Sabah oldu. Takımı çıkardım. Giydim. Sonra hepsini çıkarıp elbiseyi giydim, kırmızı topuklu ayakkabılarımı da ve didona da kırmızı çantamı takıp yola koyuldum. Bir de makyaj. Hah! Oldu işte… Bu kadar basit be! Sabahın o saatinde Ankara sokaklarında ilginç bir görüntü verdiğimin bilincinde ve hem gururunda hem rahatsızlığında (?!). Trafik sakin, yollar güzel… Elbisenin arkası, arka tekerde ara ara fren pabuçlarının araya sıkışıyor. Duruyorum, çıkarıyorum, tekrar yol koyuluyorum, tekrar sıkışıyor. Nihayet taktiği buldum, eteği arkadan toplayarak binmek lazım. Bu frikik olayını da kesinlikle engelliyor. Pek mutluyum, yüreğim hafiflemiş.
Nasıl hafiflemez ki! O korkuları da atmışım. Süzülerek toplanma yerine geldim. Nasıl da hoş bir enerji var ortamda… Ruhumu okşadım, bisikletim aferin dedi. Kendimden memnunum, kendimle barışımı sağlamak üzere başlattığım mütarekede bir maddede daha uzlaşıldı. Sıra yeni maddede: Asla, asla deme…
Sonra sonra bir gün bir iklim eylemine katıldım: "350" (Bilmeyenler için: Havadaki karbon parçacıklarının en fazla 350 birim olması lazım. Daha yükseği önce sağlığı sonra da iklimi etkiliyor). Hazırlıklar sırasında konuşmacı aradık bulamadık. Sen oku bildiriyi dediler. Olur dedim. Ama eylem adı üstünde. Şen şakrak, eğlenceli, tiyatrolu, bol faaliyetli. Gel de pantolonla, bol gömlekle git. Güzel bir şey giymek lazım. Dolapta iki güzel şeyim var. Askılı uzun bir elbise, kırmızılı, yeşilli, alalı bulalı, beyaz; bir de beyaz pantolon kolsuz gömlek takımı. Pantolonun paçaları uzun, tekere takılabilir. Şort? Yok olmaz. Beğenmedim. Şık değil yeterince. Ne yani şimdi elbise giyip tek başıma yine mahalleden tren istasyonunun oraya kadar mı gideceğim? Yok, olmaz. Elbise açılır maçılır, yırtılır, frikik durumları… Bir de Bildiri sunacağım. Kesinlikle olmaz. Bir hafta boyunca ara ara düşündüm. O mu, bu mu, şu mu? Pantolon takımına karar verdim bir gece önce. Sabah oldu. Takımı çıkardım. Giydim. Sonra hepsini çıkarıp elbiseyi giydim, kırmızı topuklu ayakkabılarımı da ve didona da kırmızı çantamı takıp yola koyuldum. Bir de makyaj. Hah! Oldu işte… Bu kadar basit be! Sabahın o saatinde Ankara sokaklarında ilginç bir görüntü verdiğimin bilincinde ve hem gururunda hem rahatsızlığında (?!). Trafik sakin, yollar güzel… Elbisenin arkası, arka tekerde ara ara fren pabuçlarının araya sıkışıyor. Duruyorum, çıkarıyorum, tekrar yol koyuluyorum, tekrar sıkışıyor. Nihayet taktiği buldum, eteği arkadan toplayarak binmek lazım. Bu frikik olayını da kesinlikle engelliyor. Pek mutluyum, yüreğim hafiflemiş.
Nasıl hafiflemez ki! O korkuları da atmışım. Süzülerek toplanma yerine geldim. Nasıl da hoş bir enerji var ortamda… Ruhumu okşadım, bisikletim aferin dedi. Kendimden memnunum, kendimle barışımı sağlamak üzere başlattığım mütarekede bir maddede daha uzlaşıldı. Sıra yeni maddede: Asla, asla deme…
Yorumlar
Yorum Gönder